Saturday, March 13, 2010

Cevdet Erek

Soylesi

Nazli Gurlek: Mimari, muzik ve sanatin alanindan ogeleri bir araya getiriyor ve bu yolla kisisel bir anlamlar sistemi kuruyorsun. Bu kisisel sistem uc disiplinden hic birine tamamiyle ait degil ama hepsinden de besleniyor. Bu (disiplinler-arasi) yaklasim anlatmak isledigin konu ve ortaya koydugun estetik acisindan onemli midir?

Cevdet Erek: Evet, grafik, performans, sinema, hatta tiyatronun da, ve de tabi ki, bu çok yüce disiplinlerin dişinda, ama yaşamin içindeki herhangi bir ortamin, disiplinin, dilin tümünü veya ögelerini serbestçe kullanmaya çalişiyorum. Müzik ve mimarlik egitimlerini aldim, bu ikisi, güncel sanat deneyimi öncesi ve esnasinda eşzamanli tecrübe ettigim için tabi ki dogal çalma alanlarim, ama bir o kadar da daridan bakan kişinin görmek istedigi yelekler. Sonuçta ortaya çikan ürün, belirttigin gibi hiç birine ait olmayabiliyor, ama olabiliyor da. Bir şarki, bir sandalye, bir yazi, gibi. Bir o kadar da disiplinlerarasi çalma, net ve ayri disiplinler var ise, disiplin sayisi kadar alan açtigi gibi, bir o kadar disiplin kökenli sinirlama ve sorgulama getiriyor, dolayisiyla sadece keyfe göre ögeler seçilen havuzlar degiller. Soruna evet diyerek bitireyim. Evet, kuşkusuz bu yaklaşim ve teknik, konu ve estetik açisindan önemlidir.

N.G.: Yazili ve sozlu dil islerinde genelde yer almiyor (veya kesintili bicimde yer aliyor); duyular araciligiyla bir iletisim yoluna gidiliyor. Duyularin herkese ait en temel oge oldugunu dusunursek, bu isinin dahil edici dogasini pekistiriyor. Sanatta dahiliyet fikrine nasil bakiyorsun? Ve sanatin dahiliyet gucuyle muziginkini karsilastirman gerekse ne dersin?

C. E.: Duyularla deneyimlenen herhangi bir şeye dahil olunuyor, eski bir tanimla: verici-ortam-alici. Bir de bu şey, her neyse, deneyimleyicinin tetiklemesi ile harekete geçiyorsa, ‘daha da’ dahil, veya parçasi, bazen de merkezi olunuyor. Müzigin dogasi geregi (duymanin ve sesin zamansalliginin dogasi geregi), bir gaz gibi yayildigi ortamdaki aliciyi dogrudan dahil ediyor. Sanatla müzigin dahil etme güçlerini karşilaştirmayalim, artik bir klasik müzik veya hardcore konseri ile bir tuval veya videodan bahsetmiyoruz, çünkü, şu an, en azindan benim bulundugum yerde iki ayri tanimlama yok müzik ve sanat için. Sanat ve müzik denen şeylerin klasik anlamdaki farkliliklarini bilinçli olarak cevabin dişinda birakiyorum.

Izleyici, müzisyenlerin ‘enerji’ dedigi şeye katki yapmak, konser salonunda seyirci, dinleyici yani alici olmak dişinda hangi durumlarda kendi deneyimini kontrol ediyor? Bu noktada farkli olanin, eger farkli şeylerse, sanat veya müzigin dogalarinin degil, sanatin veya muzigin içerdigi farkli üretim, sunum ve deneyimleme ''tür''leri oldugunu düşünüyorum.

N.G.: SSS'de ses icrasi, dileyen herkesin kendi kaynaklarini kesfetmek adina kullanabilecegi bir arac olarak ele aliniyor. Senin deyisinle duymak, hatirlamak, taklit etmek ve uydurmak icin bir arac. Burada muzik yapmaktan farkli bir durum soz konusu degil mi?

C. E.: SSS’de müzik kelimesini hiç kullanmadim, ama bilindik bir bati klasik müziii formunu ve basili hallerinden birini rehberimin temel ögelerinden biri haline getirdim. Cünkü her icra eyleminin her aşamasi için müzikten ödünç alinabilecek çok şey var.

N.G.: Biraz da ''cesitleme'' nosyonuna olan ilginden bahseder misin?

C. E.: Ceşitleme tanimlamasiyla, SSS’in melezleştirilmesi sürecinde yeni bir gözle bakmaya çaltigim klasik/çagdaş muzik formlari ve nota kitaplarini incelerken tekrar karşilaştim. Evet, işlerimin büyük bölümünde öncü bir tema veya temalar bütünü var, sonrasinda çeşitlemeler yapilmaya devam ediyor, ve işler toplami yeni bir temalar toplami ortaya çikariyor. Ceşitlemeler ana tema ve temalara destek veriyor, ayni zamanda yeni alanlara davet ediyor.

N.G.: Bu yeni alanlar deneyimle iliskili olarak ortaya cikiyor. Ancak senin pratigine ozgu kavramsal bir boyut var ki bu sayede kisisel deneyimin dislayici olabilecek etkisinden kurtulunup, dahil edici bir etki meydana getiriliyor. Bir baska deyisle, subjektif bir mitoloji yaratmaktan kacinip, her bakanin isin icine kendi bedeni ve akliyla girebilmesine ve kendi deneyimini yaratmasina izin veriyorsun.

C. E.: Evet, bir kişiye hali gösterip ‘bu sahildeki ses’ dersen, deneyimin gerçekleşmesi için tek şart kaliyor. O bir kişinin karar verip, icracidan bekledigi herşeyi, sanati, kendisi uygulamasi. Sanatçi da bu noktada ortadan yok oluyor. Iskemleyi yapan marangozun ortada olmasina gerek yok, cünkü oturma eylemini o yapmiyor.

N.G.: Veya sahneyi kurup ortadan cekilen bir sahne tasarimcisi gibi... Mimarlik gecmisini goz onune alarak soruyorum, sanatla mimarinin ortak bir fonksiyonu var mi sence?

C. E.: Tabi ki, bazi durumlarda. Şu an bu sorulari okudugum ve yazdigim mekani (camdan işik giriyor ve cam yagan karin içeri girmesini engelliyor, sandalyede dik oturmaya çalişiyorum, bilgisayari elektrik çaltiriyor, bu arada koridorda yürüyen birini duyuyorum) bizzat ve kalici olarak üreten mimarlik (insan eliyle mekan kurmaktan bahsediyorum), öncellikle barinak yapmak, ama ayni zamanda canlinin yaşamindaki binlerce ortami kurmakla sorumlu. Duvara astigim bir davul derisi var, bundan sorumlu degil. Sanat, ya da sanatçilar da son zamanlarda buna meylediyor, fakat çogunlukla geçici olarak, bugün 3 saattir ve hayatta 10 senedir çaltigim mekanla karşilaştirirsam. Bu açidan bakarsak, sanat, insan eliyle, kalici fiziksel mekan deneyimi hazirlamak konusunda da çok istekli. Ortakligin büyük payi mekan deneyiminde ortaya çikiyor. Algida gelişim, geri dönme, kartirma her neyse, mimarlik ve sanat (eger ayri şeylerse), birbirlerini hep izliyor ve izleyecek, ve de ortak üreticileri mevcut. Bazi mimarlar sanatçi olmayi ölesiye isterler, bazi sanatçilar da tersini, nedeni bu olsa gerek.

N.G.: ''Cetvel'' adli isin, 33 bolume bolunmus ve her 1 cm'lik bolum yasamindaki bir seneye denk gelen plastik bir cetvelden olusuyor. Cetvel bir olcu aletidir, sen onu hangi amacla kullaniyorsun. Cetvelin senin icin sembolik bir anlami mi var?

C. E.: Cetvel hem mesafe ölçmek, hem de çizmek için kullanilir, tabi mesafelerin genel kabul gören metrik veya başka standardlarla ölçülmesini kabul ediyorsaniz. Cizim işini de birebir veya ölçekli diye ayiralim. Tabi ki bu durumda zamani ölçmesi gibi birşey söz konusu degil, ama ikinci işlevi, yani bir takim oranli bilginin görselleştirilmesi için eski nesil, ama halen kullanilan fiziksel bir araç. Yani, ben, sayisal olarak ölçülmüş, ve de çogumuzun çeşitli sebeplerle kullandigi “ölçülebilen zaman”i, ve o zaman hangi zamansa, dikkate deger veya tamamen bireyin keyfine göre seçilmiş noktalari (tarihleri) işaretlemek için bir araç deniyorum.

N.G.: Kundera ''Yavaslik''da benzer bir seyden bahseder; ancak imgeye donusturulen zamanin anlasilabilir ve bellekte tutulabilir/tekrardan hayal edilebilir oldugunu ve bunun zamanin akisina ve unutusa karsi bir tur direnis oldugunu soyler. Zamani gorsellestirmenin senin icin anlami nedir?

C. E.: Zamanin görsele, ama sanirim daha da siklikla sese ve harekete dönüşmesi ile ugraşmaktayim. Unutuşa karşi bireysel bir direniş yok; ama akilda olanlarin veya belirenlerin biçime kavuşmasi var. Zamanin akişina direnmek yok; o akişin bir parçasini, bir katmanini tespit etme istegi var. Tespit edilen ak biçime kavuşunca kisa bir süre için alternatif bir zaman deneyimi yaratiyor. Aynen keyifle deneyimlenen müzigin başka bir zaman deneyimi oluşturmasi veya mevcut deneyime eklenmesi gibi. Yani mayasi yaşanan zaman olan ve yine yaşanan zamanla ilişkil olan geçici bir zaman deneyiminin inşasi.

N.G.: SSS, yakin bir zamanda, ''Support Structures'' adli bir kitapta yayinlandi. Pratigini 'destek' anlaminda hic dusunmus muydun daha once?

C. E.: Hayir, bu kelime veya kavrami kitabin editoru Celine Condorelli ile tartişincaya dek düşünmedim ve kullanmadim. SSS’in rehber veya kilavuz, Cetvel’in ise araç fikri üzerine kurulmuş olduklarinişünürsek, ve de çalma pratigimin dogasi geregi, işlerimin cisim veya eylemleştirdigi bazi kavramlarin, üretildikten sonraki süreçlerde, ben veya başkalari tarafindan işlere yaptirildiginişünürsek, destek kavraminin da dogal duraklardan biri oldugunu düşünüyorum.

N.G.: Isini sikca galeri mekani, kitap veya sunum gibi farkli baglamlarda gosteriyorsun, bunlarin isin uzerinde ne gibi etkileri oluyor?

C. E.: Bir adet tema veya konu var, degişik ifadeleri deneniyor. Mümkün olan tüm veya seçilmiş ifadeler. Ben temalarla veya kavramlarla ugraşiyorum, gösterilmesi istendiginde de gösterilecek duruma ve varsa mekana göre kurgu ve biçimi tekrar ele aliyorum.

N.G.: Zaman icinde yaptigin seyahatler ve yer degistirmelerin sonucunda isin nasil degisti sence?

C. E.: Henüz tam bilmiyorum, bu bir dönem, ve hala devam ediyor.